Geyik ile Kurt Masalı

Uzun zaman önceydi diye başlamaz masallar her zaman…
Kum saati… Kadimin Zamanı mı var?
Hem şimdisi hem öncesi hem sonrası… O zaman
şimdi rüya görüyorum benimle birlikte
dünya rüya görüyor
ben miyim rüya ki?
Zamanın ortasında bir yerdi. Kediydi,Kediler vardı,
Kedi halinde gezinenler, Siyah Pumalar, Beyaz Kaplanlar,
Küçük Siyah Yavru Kedi olanlar… Sonra Kuzeyde,
Büyük Ormana yakın bir yerde, Kam’ın ve düngürün sesinde
“ilk haline gir” kabulüne uyup ilk defa kediliğinden çıkıp,
bir ceylanın iri güzel kahverengi gözlerinden
bakmıştı dışarı, incecik bedeni,
Kam düngüre ikinci defa vurunca sarsıldı,
ilk defa o zaman duydu Kurdun ulumasını…
Çok Korkmuştu Ceylanlığından, sinecek yer de yoktu,
Koştu Koştu Koştu…Yine kedi oldu uyanırken…
Dolunay’ larda insanın yani tahribatın daha az olduğu, kalabalıklardan yapılardan yapay ışıklardan,
nefes alınan zamanlarda,Kadınlar, Erkekler, Çocuklar,
Büyük Siyah Kediler, Küçük Kediler, Cıvıldayanlar,
Homurdayanlar, Minik Sesliler, Ürkek Ceylanlar,
Cesur Yırtıcılar, Göğün Kanatları, Dağın Toynakları,
Toprağın Altın Derili Efendileri,
Ormanın Koca Sesli Pençeleri
ve Gecenin Kızıl Gözlü Sahipleri
Ormanlarda toplanırdı. Birbirlerinden Habersiz…
Pek de değil Orman Bilirdi geleceklerini…
Ormanın Sesini bilen unutmazdı geldiği yeri,
Gaia’ nın koynunu, tılsımı, özgürlüğü…
Sayıları azalırdı, bazen ağlardı ağaçlar,
ama orman billirdi ağaçlara ağlayan ,insanlar da vardı,
hatta can verenleri vardı, adları Kutsal kitaplara
yazılmış ağaçları unutmuşları olduğu kadar, Kızıl Çamlar,
Ak Sedirler için Mavi Ardıç’lara dokunmak için
yollar kat eden insanları vardı Gaia’nın…
Cahillikleri Toprağı ve Göğü kızdırsa da
Kadim’in bildiği buyruğu vardı bilirdi Orman…
Öyle bir Dolunay’dı… Ormanın bir yerinde
Kızıl Çamların altında birinin uykuya dalmak üzere
olduğunu gördü Orman…
Fıstık Çamları tanıyordu kahverengi saçlı kadını,
Dolunay’ dan gözlerini alamaz Ay’a gitmeyi çocukluğundan
beri dilerdi, çevikti ama inceydi bilekleri koşmak için…
Fıstık Çamları üzerini örtüyordu, Dolunay usul usul kadını uyutuyordu. O zaman duydu Orman toprağa vuran toynakları…
Vurdu Vurdu Vurdu Sarstı Güm! Güm! Güm!
Bir Kızıl Geyik geldi rüzgar soluğuyla,
soluğunu kadının yüzünde gezdirdi Kadın çıktı bedeninden…
Geyiğin boynuzları, Kadının saçları birbirine dolandı,
Fıstık Ağaçları açıldı,
Dolunay Gökte parladı, koşmaya başladı Geyik ile Kadın…
Dalların arasından, ağaçların içinden, mavi ile
siyahın birbirine geçtiği ırmaklardan
koştular koştular koştular, dağın kenarına geldiler
durdular. Kadın Kızıl Geyikti Kızıl Geyik Kadın.
Havayı kokluyordu şimdi uzun uzun…
Adım atmıyordu ne ileri ne geri…
Orman kilometreler uzakta deniz kokusuna yakın
Sakız Ağaçlarının Fısıltısını duydu, Çocukları
uykusundan çıkıp yavaş adımlarla yürüyen bir
Kızıl Geyiğin daha olduğunu konuşuyordu, Dolunay onunla da konuşmuştu, Koşmuyordu yürüyordu. Dum! Dum! Dum!
Kokluyordu Havayı… Kızıl Geyik dağa doğru koştu,
Kızıl Geyik Ormanın içine yürüdü, Orman Kızıl Geyiklerin Toynaklarının biri koşarken, öbürü yürürken
üç toynakta bir aynı anda toprağa dokunduğunu anladı,
birbirlerine doğru geliyorlar. Ama yolları var ve Karşılacakları…
Kızıl Geyik Dağın yamacında Dolunay ışığında toy toynaklarıyla o kadar açıkta idi ki, o kadar belliydi ki bakır kızıl kahverengi derisi, “Ah! “dedi Orman “Saçların boynuzların ne leziz görünür Ormanın Mücevherine ve O kan akıtmadan büyüyemezsin saçların kana bulanacak.” Simsiyah kurt sürüsü ne zaman geldi zümrüt yeşili gözleri ne zaman çevirdi etrafını anlayamadı Kızıl Geyik. Beyaz bir kurdun gelip tam önünde durduğunu, kırmızı gözlerini kahverengi gözlerine diktiğini gördü, parçalayacaklar Dolunay ışığı altında ölecek ölecek ölecek, Kadın uykusunda titredi, büyük bir soluk aldı, sanki bir daha hiç soluk almayacak gibi… Ama Siyah kurtlar koşarak geçip gittiler, Tek Avcısı vardı Gecenin, hiç gözlerini ayırmadı Beyaz Kurt ağzını açtı, mızraktan keskin dişleri…
Kapattı gözlerini Kızıl Geyik…
Kızıl Geyik adımlarını karanlık ormana çevirdi, sabahın üçü dağ uzak, ama orman söylerdi elbet olanı olacağı olmuşu… Beyaz Kurt tek hamle yaptı Kızıl Geyik teninde kahverengi etinde, Kızıl kanı, Ak ay ışığını gördü, devrildi bacakları…
Kızıl Geyik toynaklarını vurdu yere Dum! Dum! Dum!
Beyaz Kurt gözlerini ilk defa o zaman ayırdı,
Kahverengi etindeki Ak Işığın düştüğü yeri yaladı geçti tek hamlede… Kızıl Geyik ayağa kalktı, Dolunay Yukarda, Ağaçlar ilerde,
Dağ tam karşıda…
Beyaz Kurt Ormanın kuytusuna yeryüzündeki Ak Işık olarak koşarken, Orman Kızıl Geyiklerin yavaş yavaş yerlerine uykularına döndüğünü izledi, “Efsunlandılar” dedi “Yine vuracak toynakları toprağa bu defa beraber koşacaklar”…
Sabaha vardı, Sabah yüzlerine düşecek hatırlayacaklardı rüyayı…
Hem Rüya neydi ki? Çocuklarına “Uyutun geç uyansınlar” dedi, “Gülümseme olsun yüzlerinde ikisi de uyanırken…”

 

Paylaş:


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Buradamısın?
Ay Takvimi
İlgini Çekebilecek Yazılar

Kybele’nin Düşü

Ay Kenti

Yeniayda Rüya Görmek